|

Bugün
dünyada 130 milyon diyabetli bulunurken
2025 yılında bu sayının 300 milyona ulaşması
bekleniyor. Yaşam süresinin artması, yanlış
beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam
diyabet riskini arttıran başlıca etkenlerden
Uzmanlara göre hastalığa karşı
tek çözüm bilinçli olmak…
Halk arasında şeker hastalığı olarak
bilinen diyabet ömür boyu devam eden, pankreasın
yeterli derecede insülin salgılayamamasından
ve salgılanan insülinin yeterli derecede
kullanılmamasından kaynaklanan kronik bir
hastalık. Diyabet bir metabolizma hastalığı.
Andeva Sağlık Grubu İç Hastalıkları ve Diyabet
Metabolizma Uzmanı Dr. Lerzan Ertürk, diyabetin
tedavi edilmediği taktirde; kalp, böbrek,
göz gibi organlar ve damarlarda ciddi hasarlar
oluşturabileceği uyarısında bulunarak şunları
söylüyor: "Günümüzde yaşam süresi uzadı.
İnsanlar artık salgın hastalıklar, enfeksiyonlar
sebebiyle hayatlarını kaybetmiyorlar. Kronik
hastalıklar en önemli ölüm nedeni. Bunların
başında da diyabet geliyor. Genetik faktörler
bir etken ama tek başına yeterli değil.
İnsan ömrünün uzaması dışında yanlış beslenme
alışkanlıkları, hareketsizlik de diyabeti
tetikliyor. Bu sebeple yaşam tarzına dikkat
ederek diyabeti önlemek gerekir."
Diyabet tipleri
Genelde yaşı 40 ve üzeri olanlar,
obez kişiler, ailesinde diyabet hastalığı
bulunan bireyler, gebelik sırasında diyabet
gelişen, 4.5 kg. ve daha ağır bebek doğuranlar,
polikistik over sendromu olan kadınlar,
beslenme alışkanlığı bozuk olanlar diyabet
riskini taşıyor. En sık rastlanan iki çeşit
diyabet var. Tip 1 ve Tip 2 diyabet. Dr.
Lerzan ERTÜRK, tip 1 diyabeti şöyle tarif
ediyor: "En yüksek görülme dönemi çocukluk
ve ergenlik çağıdır. Diyabet vakalarının
yaklaşık yüzde 5-10’u tip 1 diyabetlidir.
Tip 1 diyabet genelde insülin üreten pnkreas
hücrelerinin bağışıklık sistemine bağlı
hasarı sonucu gelişmekte. Akut yani aniden
ortaya çıkıyor. Tip 1 diyabette insülinin
çok az salgılanması ya da hiç salgılanamaması
söz konusu. Bunun sonucunda hastaya insülin
tedavisine başlanıyor. Yaklaşık yüzde 90-95
oranında görülen diyabet tipi ise, daha
çok erişkin yaşta ortaya çıkan Tip 2 diyabettir.
Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde ortaya çıkar.
Ancak daha erken yaşlarda özellikle kilolu
bireylerde ,hatta çocuklarda bile görülebilir.
Tip 2 diyabette pankreas insülin üretir
ancak vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz,
özellikle kas ve yağ dokusunda, karaciğerde
insülin görevini yerine getirmekte zorlanır,
yani kandaki şeker hücrelere rahat bir şekilde
giremez ve kanda yüksek düzeyde kalır, buna
insülin direnci denir. Hastalığın ilk yıllarında
insülin pankreastan genelde yeterince yapılır
ve özellikle bu dönemde ağızdan alınan diyabet
ilaçları etkilidir. Ancak yıllar geçtikçe
pankreastan insülin yapımı giderek azalır
ve pankreastan insülin salgılatan ilaçlar
etkisizleşir ve tedavide insüline geçilmesi
zorunlu hale gelebilir. Tip 2 Diyabet, Tip
1 diyabet gibi ani olarak ortaya çıkmaz.
Çoğu zaman hasta yıllarca hastalığının farkında
olmayabilir. Bu sebeple risk faktörlerini
taşıyanlara ve belirtileri olanlara diyabet
trama testleri yapılmalıdır. Diyabette en
sık rastlanan belirtiler kilo artışı yada
azalması, halsizlik, yorgunluk, uyku isteğinde
artma, çok acıkma, yemeklerden birkaç saat
sonra kan şekerinde düşme belirtileri, çok
susama, çok idrara çıkma, gece sık idrara
çıkma, ağız kuruluğu, tekrarlayan , geçmeyen
enfeksiyonlar , iyileşmeyen cilt yaraları
gibi belirtilerdir. Tip 2 diyabette tedavi
diyet, sağlıklı beslenme, egzersiz, kilo
verme eğitim, ilaç ve gerekiyorsa insülin
ile yapılmaktadır. Tansiyon tedavisi, kan
yağlarınının düzenlenmesi diyabet tedavisinde
olmazsa olmazlardır.
Dr. Lerzan ERTÜRK, tip
2 diyabette kan şekerinin kontrol edilmesinde
'düzenli egzersiz' yapmanın vazgeçilmez
olduğuna işaret ediyor. Çünkü tip 2 diyabet
hastalarında düzenli olarak yapılan egzersiz,
bir süre sonra düzenli insülin salgılandığından
ve varolan insülin dokular tarafından etkin
bir şekilde kullanıldığından, ilaç kullanmadan
yaşamayı sağlayabiliyor. Tip 2 diyabet hastaları
beslenmelerine özen gösterip, haftada en
az üç gün 30'ar dakika düzenli egzersiz
yaptıkları takdirde, kan şekerinin kontrolü
kolaylaşıyor. Hastalar diyabetin bir eğitim
hastalığı olduğunu kabul etmeyip, önlem
almadıklarında, çeşitli komplikasyonlarla
karşılaşıyor. Risk taşıyan kişilerin kesinlikle
kontrol yaptırmaları gerektiğini belirterek
normal açlık kan şekeri 100 mg/dl altında
kabul edilmektedir. Eğer açlık kan şekeri
100-125 mg/dl arasında ise bu duruma prediyabet
yani diyabet öncesi bir durum denir ve bu
kişiler diyabet için özellikle risk altındadır.
Eğer bu değer 126 mg/dl ve üzerinde ise
veya herhangi bir zamanda ölçülen kan şekeri
200 mg ve üzerinde ise diyabet tanısı konur.
Tip 1 ya da tip 2 diyabet ayırımı ise klinik
muayene ve ek kan testleri ile sonucu ortaya
çıkar.
Çocuklarda Risk
Arttı
Düzensiz beslenme alışkanlıkları
ve hareketsiz yaşam çocukları da tehdit
ediyor. Okulda, evde hamburgerle, pizza
ile beslenen çocuğun en büyük tehlikesi
şişmanlık. Şişmanlıkla beraber diyabet riski
de artıyor. Dr. Lerzan ERÜRK, “Bundan 10
yıl öncesine kadar çocuklarda özellikle
15 yaş altında ortaya çıkan diyabetleri
tip 1 olarak kabul ediyorduk. Ama günümüzde
bu yaşlarda tip 2 diyabeti de görmeye başladık”
diyor. Bu diyabetin çok hızlı geliştiğini
belirterek şöyle devam ediyor: "Kısa
sürede kontrol altına alınmazsa birkaç gün
içinde koma belirtileri olur. Eğer çocuk
çok sık idrara çıkıyorsa, birdenbire altını
ıslatmaya başlarsa, çok miktarda sulu gıdalar
almaya başlarsa aileler şüphelenmelidir.
Ancak tip 2 diyabet özellikle
önümüzdeki 10-15 yıl içinde önemli bir sorun
haline geliecek gibi görünüyor. Bunun en
önemli sebebi şişmanlık ve hareketsizlik.
Şişman, hareketsiz ve ailesinde diyabet
olan çocukların mutlaka kontrolden geçirilmeleri
gerekir.” İstatistiklere göre hamile kadınların
yüzde 4’ünde gebelik diyabeti görülüyor.
Gebeliğin 6’ınci ayından sonra görülen gebelik
diyabeti, diyet ve hatta gerekirse insulin
ile tedavi ediliyor. Bu diyabetin nispeten
iyi bir özelliği doğumdan sonra genellikle
normale dönmesi. Ancak daha sonraki gebeliklerde
tekrarlama riski yüksek. Dr. ERTÜRK "bu
kadınların yaklaşık yarısında 15-20 sene
içinde tip 2 diyabet gelişiyor" diyerek
sözlerini şöyle sürdürüyor: "Gebelik
döneminde ortaya çıkan diyabet de hem annenin
hem de bebeğin sağlığı açısından risk yaratabiliyor.
Bu açıdan gebelik dönemi boyunca sıkı bir
şekilde kadın-doğum uzmanları ile birlikte
tedavisi planlamalıdır.”
Tedavide Yeni
Umutlar
Şeker hastalığının tanı ve tedavisindeki
en umut verici gelişme adacık nakli. Tedavi
yöntemlerinden en yenisi adacık nakli. Bugün
modern metotla adacık nakli yapılan hasta
sayısı ABD’de 85’e transplantasyon sayısı
ise 158’e ulaştı. Adacık naklinden (islet
transplantation) faydalanan 2 büyük hasta
grubu var:
1-Hiçbir şekilde
kan şekeri kontrol edilemeyen diyabetliler
Günde 4-5 kez insulin kullanan hatta pompa
tedavisiyle bile kan şekeri kontrol edilemeyen
diyabetliler. Bu hastalar sık aralıklarla
kan şekeri düşüklüğü belirtilerini yaşıyorlar
bu nedenle günlük yaşamları ciddi olarak
tehlike altında olan kişiler. Adacık naklinden
sonra kan şekerleri tam normale inmese bile
hastalar şeker düşme nöbetlerinden kurtuluyor.
2-Diyabetle beraber
böbrek nakli yapılmış olan hastalar:
Genellikle diyabet
sonucu böbrek yetersizliği olmuş ve böbrek
nakli yapılan hastalar. Bu grup, nakledilen
böbreği “reddinden” korunmak için savunma
sistemini baskılayan ilaçları zaten kullanıyorlar.
Adacık nakli bu grupta ek bir ilaç kullanımını
gerektirmiyor. Adacık naklinin en zor bölümü
adacıkların ölüden (kalbi çalışan ama beyin
ölümü gerçekleşmiş kişilerden) alınan pankreasın
içinden elde edilme işlemi. Bu 14 saatlik
bir ekip çalışmasını gerektiriyor. Her pankreas
farklı olduğu için işlem henüz ideal olarak
gerçekleşmiyor. En kolay yanı ise hücrelerin
nakli. Hasta genel anestezi bile yapılmadan
hafifçe uyutularak nakil gerçekleşiyor.
Genellikle 2 nakil sonrası hastanın insulin
gereksinimi kalmıyor...
|